Türkiye Cumhuriyeti

Rotterdam Başkonsolosluğu

Başkonsolosluk Duyurusu

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Anadolu Ajansı Editör Masasına Verdiği Mülakat, 10 Ağustos 2016, Ankara , 11.08.2016

MODERATÖR- Merhabalar, misafirimiz Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu.

Sayın Bakanım, ayağınızın tozuyla Ankara’dasınız, uzun ve yorucu bir gece geçirdiniz, hoşgeldiniz, şeref verdiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Hoşbulduk, iyi yayınlar.

MODERATÖR- Sayın Bakanım, Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte Zat-ı Âliniz de o ziyarete iştirak ettiniz. Rusya’da Putin’le bir görüşmeniz oldu. İki ülkenin liderleri ve heyetleri ilişkileri tamir diye nitelendirilen özel bir gündemle biraraya geldi. İki liderden de en sık duyduğumuz, altı en çok çizilen husus, ilişkilerin uçak krizinden önceki seviyenin daha da üzerine çıkması oldu. Dokuz ay sonra bunu tam olarak gerçekleştirdiğimizi, ilişkilerin tam olarak rayına oturduğunu söyleyebilir miyiz? Taraflar arasında hangi somut adımlardan bahsedilebilir? Rusya’nın uyguladığı bazı kısıtlamalar vardı, bunların kaldırılmasıyla ilgili olarak öngörülen süre konusunda haftalardan mı, aydan mı, yıldan mı bahsediyoruz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum.

Her şeyden önce dünkü ziyaret, dünkü görüşmeler son derece başarılıydı. Esasen iki lider de ilişkilerimizi uçak düşürme hadisesinin öncesindeki düzeye, daha doğrusu onun da üstüne çıkma kararı aldılar. Bu da, yaklaşık dokuz aylık bir kesintiden sonra iki ülkenin de Türkiye-Rusya ilişkilerinin önemini bir kere daha anladığını gösteriyor. Çünkü Türkiye’yle Rusya en kritik dönemlerde bile, soğuk savaş döneminde bile birçok alanda iki komşu olarak ilişkilerini belli düzeyde götürmüştür. AK Parti iktidara geldikten sonra da Batı’yla ilişkilerini ne kadar güçlendirdiyse aynı oranda Rusya’yla da ilişkilerini güçlendirmiştir. Biz ilişkilerimizde bunları çok yönlü proaktif dış politikanın bir yansıması ve birbirinin tamamlayıcısı olarak gördük, yani hiçbir zaman alternatif görmedik. Avrupa Birliği’yle ilişkilerimizin en üst düzeye çıktığı dönemde Avrupa Birliğine ya bizimle ol ya Rusya’yla ol deme fırsatını, imkanını da vermedik. NATO içinde de aynı şekilde bunu çok dengeli bir şekilde götürdük. Bundan sonra da Rusya’yla ilişkilerimizi daha iyi noktaya getireceğiz. Esasen Cumhurbaşkanımız Erdoğan’la Putin’in telefon görüşmesinden sonra bir yol haritası çizmiştik. Önce Dışişleri Bakanları olarak biz Soçi’de buluştuk. Orada yine Cumhurbaşkanlarımızdan aldığımız talimatlarla yeni bir yol haritası belirledik. G-20’den önce liderleri biraraya getireceğiz, ondan önce Ekonomiden Sorumlu Bakanlarımız, Başbakan Yardımcılarımız biraraya gelecek, hazırlıklarını yapacak. Mehmet Şimşek ve Sayın Zeybekçi Moskova’ya gittiler biliyorsunuz. Ayrıca Müsteşar Yardımcılarımız hem Suriye konusunu görüşmek üzere, hem de ikili ilişkilerin siyasi boyutlarının teknik detaylarını görüşmek üzere biraraya geldi ve sonunda bu zirveyi gerçekleştirdik. Şimdi burada alınan kararlar var, bunları da hemen hayata geçirmeye başlıyoruz. Mesela, somut adımları sordunuz. Birinci somut adım, Suriye konusunda daha önce Dışişleri Bakanlıkları arasında ve istihbarat konularında olmak üzere aramızda değişik mekanizmalar vardı. Şimdi üçlü bir mekanizma kuruyoruz. Bu akşam MİT Müsteşarımızla beraber bizim Bakanlıktan arkadaşlarımız ve yine silahlı kuvvetlerden bir askerimiz St. Petersburg’a gidiyorlar, karşıtlarıyla görüşüyorlar. Daha sonra bunu daha üst düzeyde Dışişleri Bakanlarının da katıldığı düzeyde gerçekleştireceğiz. Tabii 24 Kasım hadisesinden sonra ilişkilerimiz bir hasara uğradı. İstemediğimiz bir hadiseydi, bunun yansımaları oldu. Biz Rusya’ya karşı herhangi bir adım atmadık, uluslararası yaptırımlara bile katılmadık. Sabırlı olduk, istemediğimiz bir hadiseydi, yani hukuken teknik olarak her bakımdan haklı olduğumuz halde, bunu Rusya’nın aleyhine de kullanmadık. Rusya daha duygusaldı, çünkü onların uçağı düşmüştü. Uçağı düşen bir ülke daha duygusal olur, biliyorduk. O nedenle çaba da sarf ettik, çünkü Rusya’yla ilişkilerimizin iyi olmasını samimi şekilde istiyoruz. Şimdi tekrar o günlere dönüyoruz, bundan sonra atacağımız adımlarla ticarette daha da ileriye gideceğiz. Ticaretin önünde engeller vardı bunları kaldırıyoruz. Geçen sene karşılıklı ticaret hacmimiz % 43 düşmüş. Tabii fiyatların düşmesi de var, Rusya’daki ekonomik durum, Rublenin değer kaybetmesi, turizm, bizim ihracatımızdaki azalmalar da sözkonusu. Şimdi bunu bir kere tekrar yükseltmemiz lazım, hatta hedefimiz 100 milyar dolardı. O nedenle Putin özellikle tarım ürünleri, gıda ürünleri, otomotiv ve diğer alanlardaki ürünler dahil Türk ürünlerinin önündeki engelleri kaldıracağını söyledi. Yalnız Rusya’nın bizden bir ricası oldu, şu anda ambargo uyguladığı ülkelerin ürünlerinin de bizim üzerimizden geçmemesi için tedbirler almamızı istedi. “Böyle yollara tevessül edebilirler, biz o ülkelere yönelik ambargolarımızı devam ettireceğiz, kaçak yolla sizin üzerinizden gelmesin” dediler. Biz zaten buna müsaade etmeyiz.

Diğer taraftan Rusya içinde iş adamlarımıza yönelik kısıtlamalar vardı, onlar da kaldırılıyor. Gerek yatırım, gerek insan çalıştırma bakımından. St. Petersburg’da yine önemli bir köprü, çok büyük bir proje var. Bir Türk firmasıyla İtalyan firması tarafından ortaklaşa gerçekleştirilmişti, dün hatta oraya gitmemiz planlanıyordu, ama program çok uzun sürdü. Görüşmeler çok uzun sürdü. Görüşmelerin hepsi son derece samimi bir ortamda, yapıcı bir ortamda devam etti.

Turizmle ilgili biliyorsunuz sadece charter seferleri değil, Rusların Türkiye’ye gelmesi konusunda kısıtlamalar vardı. Bunlar da ortadan kalkıyor. Yasak kalktı, şimdi charter seferlerinin başlaması için görüşmeler devam ediyor. Biz uzmanlar gönderdik, onlar uzmanlarını gönderdi Antalya’ya geldiler. Havaalanında ve diğer bölgelerde aldığımız güvenlik tedbirlerini gördüler, onunla ilgili de şu anda bir sıkıntı görünmüyor. Diğer taraftan, yatırımlar konusunda karşılıklı ya da birlikte, her iki ülkede yatırımların teşvik edilmesi konuları var. Bir de biliyorsunuz, Türkiye’yle Rusya arasında önemli projeler var. Bunlardan biri Akkuyu nükleer enerji santrali, bir tanesi de Türk Akımı. Akkuyu konusunda süreç hızlandırılacak, bizden bu konuyu stratejik yatırım kapsamına almamızı istediler, biz de buna sıcak baktık, gerekli çalışmaları arkadaşlar yapacaklar. Türk Akımı konusunda biz daha önce fizibilite çalışma izni vermiştik, ayrıca Güney Akımı için hazırlanan ÇED raporunu kabul edeceğimizi bildirmiştik. Şimdi bu konuda görüşmeler devam edecek ve en kısa sürede bu Türk akımı çalışmalarına başlanacak. İlave anlaşma ya da sözleşme ne varsa bunlar da yapılacak. Esasen bizim Batı akımından aldığımız Rus gazı var, onu ikame edecek. Ayrıca yine Türkiye ekonomisi büyüyor, talep artıyor o nedenle arzın da artması gerekiyor. Bu şekilde ilerideki ihtiyaçlarımızı da karşılayacak. Yılda 16 milyar metreküp gaz gelecek, fazlası olursa onu da inşallah TANAP’a bağlayacağız, TANAP biliyorsunuz bizim öncelikli projemiz. Azerbaycan’dan bu tarafa geliyor. Hatta ortağıyız ve gelecek senenin sonunda, ya da 2018’de, bunu tamamlamayı düşünüyoruz. Daha sonra da Avrupa’ya, değişik ülkelere TAP üzerinden bu gaz gidecek. Dolayısıyla, enerji konusunda da somut adımlar attık. Savunma sanayi konusu gibi birçok alanda da çalışmalarımızı birlikte sürdüreceğiz. Birçok bakımdan faydalı olan bu ziyaretin yansımalarını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Siz dediniz ki, aylar mı alır, yıllar mı alır? Günler alan adımlar da olacak. Biz ona günler diyoruz artık haftalar, aylar istemiyoruz. Zaten 9 aylık bir süre iki tarafı da epeyce etkiledi, bir kayıp oldu bunu telafi etmek için hızlı bir şekilde adımlar atacağız. Tabii Akkuyu, ondan sonra Türk Akımı gibi projeler tamamlanması zaman alacak projeler, ama biz de her iki proje konusunda süreci de hızlandıracağız.

O bakımdan gerçekten tarihi bir ziyaret oldu. Bundan sonraki süreçte yapmamız gereken şeyler var. Şimdi üst düzey işbirliği konsey toplantısını da bu yılın sonunda ya da en geç 2017’nin başında gerçekleştireceğiz. Dışişleri Bakanı Lavrov’la birlikte bunun hazırlığını yapacağız, önce uzmanlar biraraya gelecek, sıra onda. Zaten bu uçak düşürme hadisesi olmasaydı Lavrov o akşam Soçi’den İstanbul’a gelecekti. Benim de Bakanlıkta ilk günümdü, ben de ertesi sabah İstanbul’a geçecektim ya da o akşam, hatırlamıyorum. Bir gün sonra 25 Kasım’da esasen Üst Düzey İşbirliği Konsey Toplantısının hazırlığını yapacaktık. Şimdi bunu inşallah önümüzdeki süreçte yapacağız, kendisini Antalya’ya, hatta Alanya’ya davet ettim, Alanya’ya hiç gelmemiş. Alanya’da bu toplantıyı gerçekleştireceğiz.

SORU- Efendim, Türk-Rus Ortak Yatırım Fonu’nun işlevi ve büyüklüğü hakkında da bir değerlendirme alabilir miyiz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Rusların hem Türkiye’de, hem de diğer ülkelerde Türklerle işbirliği yapmak istediği yatırımı var. Türk işadamlarının da Rusya’daki yatırımları var. Dolayısıyla işadamlarımızın bu büyük projeleri alabilmesi, üstlenebilmesi için bir ortak fon oluşturma kararı çıktı. Bu fon sayesinde işadamlarımızın önü açılacak, birçok önemli projeye Türkiye’de, Rusya’da, hatta üçüncü ülkelerde girebilecekler. Ben bu ortaklığın çok faydasının olacağını düşünüyorum.

MODERATÖR- Sayın Bakanım, geçtiğimiz günlerde Putin Bakü’deydi, bugün de bildiğimiz kadarıyla Sarkisyan Moskova’da. Siz de Türkiye-Rusya-Azerbaycan üçlü zirve mekanizmasının kurulma önerisinden bahseder misiniz? Bu teklif hangi taraftan geldi, liderlerin beklentisi nedir bu meseleden? Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri konusunda yakın gelecekte önemli gelişmeler beklemeli miyiz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Hatırlayacaksınız darbe girişiminin olduğu gün Bakü’den Samsun’a gelmiştim. Bakü’de gerek Elmar Mammadyarov kardeşim, gerekse Sayın Cumhurbaşkanı Aliyev’le görüşmelerimizde birçok konuyu değerlendirdik. Azerbaycan-Rusya-İran üçlü mekanizmasının kurulduğunu söylediler. Aynı mekanizmanın Türkiye-Azerbaycan-Rusya arasında kurulabileceğini konuştuk. Azerbaycanlılar buna sıcak baktılar ve Sayın Cumhurbaşkanımız da bu öneriyi Putin’e getirdiği zaman hiç tereddüt etmeden “Çok iyi olur, üçlü bir şekilde biraraya geliriz” dedi. Tabii bu geniş kapsamlı olacak, bizim üçlü mekanizmalarımız var, Balkanlar’da da var, Türkiye ve Bosna Hersek’in merkezinde olduğu, yine Kafkasya’da ve Orta Asya’da Türkiye ve Azerbaycan’ın merkezinde olduğu üçlü mekanizmalar var, bunlar gayet güzel şekilde işliyor. Dolayısıyla birçok konu var, ekonomik konular var, siyasi konular var, enerjiyle ilgili, taşımacılıkla ilgili bölgesel projeler var. Bunları da ikili düzeyde görüştük. Taşımacılığın önündeki engeller de kalkacak, kotalar artacak, charter uçuşların yasağı kalkacak. Kara taşımacılığı gibi birçok konuda da önemli kararlar aldık. Ama üçlü düzeyde de tüm bu konular ele alınacak.

Ayrıca, maalesef Kafkasya’nın istikrarına ve güvenliğine sürekli tehdit olan bir Karabağ problemi var ve Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklar problemi var. Biz bu konunun çözümü için geçmişte de çaba sarf ettik. Şimdi Rusya’nın girişimleri var, hem Minsk Üçlüsü olarak girişimleri var, hem de Rusya’nın, Putin’in ayrıca girişimleri var. Bu kapsamda St. Petersburg’da önemli toplantılar yapmışlardı. Rusya’nın önerilerine bakıyoruz, bizim zamanında Ermenistan’a yaptığımız önerilerle örtüşüyor bu sorunu çözme bakımından. Hem Ruslar, hem de Azerbaycanlı kardeşlerimiz Türkiye’nin de bu sürece katkı sağlamasını istiyorlar. Biz bölgenin istikrarı ve geleceği için önemli olan bu sorunun çözümü konusunda üzerimize düşeni yapacağız. Tüm bunları üçlü zirvede bu mekanizma içinde de hep birlikte değerlendirme imkanımız olacak.

MODERATÖR- Teşekkür ederim.

BEKİR MUTANOĞLU- Sayın Bakanım, az önce Suriye konusunda da bir üçlü mekanizma kurulması konusunda görüşme yaptığınızı söylediniz. Dün de bu konuda önemli bir görüşme oldu, ikinci görüşmeniz Suriye konusunda oldu. Ne tür adımlar atılacak bundan sonra, Suriye konusunda yeni bir politika mı belirlenecek, yeni bir yol haritası mı belirlenecek, bu üçlü mekanizmada kimler olacak, bu konuda hangi kararlar alındı?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Suriye konusunda mı?

BEKİR MUTANOĞLU- Evet.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Dediğim gibi, işte Dışişleri Bakanlığı, istihbarat ve Silahlı Kuvvetler’den oluşan heyet.

SORU- Onlar bugün mü Moskova’da olacaklar?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yok, St. Petersburg’da olacaklar bu akşam, yarın görüşmeleri yapacaklar. Bu, teknik çalışma, daha sonra Dışişleri Bakanlığı düzeyinde de bunu değerlendireceğiz.

Şimdi Suriye konusunda; ateşkes, insani yardım ve siyasi çözüm konusunda aşağı-yukarı aynı düşünüyoruz. Ateşkesin nasıl sağlanacağı konusunda farklı düşünceler olabilir. Biz özellikle sivillerin zarar gördüğü saldırılar istemiyoruz, terör örgütlerinin dışındaki ılımlı muhalefete saldırı yapılmasını uygun görmüyoruz. Aynı şekilde Halep’in kuşatılmasını da uygun görmüyoruz, bunun birçok boyutu var. Ama siyasi çözüm konusunda Cenevre’deki müzakerelerin bir an evvel başlaması lazım, en iyi çözüm siyasi çözümdür. Ateşkes konusunda daha önce Uluslararası Suriye Destek Grubu toplantılarında da Rusya’nın farklı bir tutumu olmadı. Rejim ve Rusya’nın da saldırıları oldu, hava saldırıları ve sivillerin ve muhalefetin olduğu yerlere de oldu, biz bu konuda Rusya’ya uyarılarımızı da yaptık. Şimdi Rusya ve biz, hepimiz aynı şeyi söylüyoruz, özellikle Nusra cephesiyle ılımlı muhalefetin birbirine girdiği bölgelerde bunları ayrıştırmak lazım.

Yeni bir gelişme daha oldu, Nusra, El Kaide’den ayrıldığını duyurdu. Şimdi bunun yansıması ne olacak, yani Nusra’nın içinde belli bir grup ılımlı çizgiye mi gidecek? İçlerinde yabancı terörist savaşçılar da var, ben yabancı terörist savaşçıların ılımlı çizgiye gideceklerini düşünmüyorum, yani o ihtimali çok zayıf buluyorum. Niye? Ölmek ve öldürmek için ülkesinden oraya giden insanın ılımlı bir insan olduğunu düşünmek saflık olur. Ama arazideki, yani El Nusra içindeki Suriyeliler hangi çizgiye yönelecek, buna da bakmak lazım. Yani esasen biz tüm dünyada olduğu gibi, Suriye içindeki radikalleşmeyi de tehlikeli buluyoruz. Ondan sonra bunlar radikalleşince ne oluyor? Terör örgütlerine bağlanabiliyorlar.

Rusya’yla bu detayların hepsini bu heyetlerarası görüşmelerde ele alacağız. Nasıl ayrılabilirler, arazide ateşkes nasıl sağlanabilir, nasıl uygulanabilir? Mesela Rusya bizden şunu istiyor: Çok açık söyledi, yani nereleri vurmamamız gerekiyor, bu konuda bize bilgi verin. Uçak düşürme hadisesinden sonra tamamen temaslar koptuğu için böyle bir işbirliği olmadı. Şimdi sivillerin nerede yaşadığı, ılımlı muhalefetin nerede olduğu konusunda arazideki bilgileri kendileriyle de paylaşacağız. Ama bizim her zaman söylediğimiz bir şey var, ortada bir DEAŞ terör örgütü var, önce burayı hedef alalım, diğer taraftan da ılımlı insanlarla El Nusra gibi marjinal terör gruplarını ayırmak için de çaba sarf edelim. Çünkü havadan saldırı, karadan saldırı olunca ister istemez bazı bölgelerde birbirlerine girmek zorunda kaldılar, yani şartlardan dolayı girmek zorunda kaldılar.

Ama siyasi çözüm konusunda hemfikiriz. Siyasi çözüm nasıl olacak, Esad’lı mı olacak, Esad’sız mı olacak? Esad başlangıçta olacak mı, geçiş döneminde olmayacak mı? Bu konularda farklı düşünceler olabilir, ama –ateşkes ve diğer konular dahil- tüm bu farklılıkları birbirimizi eleştirme yerine, diyalog yoluyla nasıl yakınlaştırabiliriz? Diğer ülkeler de var tabii, sadece biz değiliz, koalisyonun içinde ülkeler var, aynı şekilde Körfez Bölgesinde Suriye’nin komşusu olan ülkeler var, Türkiye’yle Rusya tek başına bu sorunu çözemez, koalisyonun içinde birçok ülke var. O nedenle biz bu sorunun çözümüne bundan sonra da katkı sağlayacağız, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da net düşüncelerimizle katkı sağlayacağız. Çünkü ateşkesin bir an evvel tam anlamıyla sağlanması lazım, insani yardımlarda sıkıntı olmaması lazım.

Sonuç getirici müzakerelerin başlaması lazım, dolaylı müzakereler olmaz, yani otel odalarında bir aracıyla, De Mistura veya diğer aracılarla mesaj göndermek olmaz. Oturup karşılıklı, ne düşünüyorlar Suriye’nin geleceği için, siyasi dönüşümden ne anlıyorlar, geçiş dönemi nasıl olacak, nasıl bir sistem istiyorlar, başkanlık sistemi mi istiyorlar, parlamenter sistem mi istiyorlar? Bu prensiplerin önceden belirlenmesi lazım, çerçevesinin çizilmesi lazım ki Suriye seçimlere hazırlanacak sürece girebilsin.

SORU- Müsaade ederseniz benim bir sorum daha olacak. Dün Sayın Cumhurbaşkanı FETÖ’nün iki ülke ilişkilerine de kastettiğini söyledi. Bu konuyu biraz açar mısınız? Tam olarak bunun 24 Kasım’la bir ilgisi var mı, bununla bağlantı bir konu mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi FETÖ sadece Rusya’yla değil, tüm ülkelerle ilişkilerimizi bozmak için özellikle son 4-5 yıldır gizli değil, açık açık çaba sarf ediyor. Avrupa Parlamentosu’nda, think-tank’lere sponsorluk yaptılar, birçok parlamentere sponsorluk yaptıklarını görüyoruz. İşte İngiltere’de çıktı, para veriyorlar. Dolayısıyla tüm buralarda Türkiye aleyhine kararlar aldırmak için çaba sarf ediyorlar. Aynı şekilde Vaşington’da kongreye yönelik yaptıkları çalışmaları biliyoruz. Seçim kampanyalarına destek veriyorlar, ama daha sonra kongre düzeyinde Türkiye aleyhine yaptıkları çalışmaları biliyoruz. Türkiye aleyhine olan lobi gruplarıyla yakın işbirliği içinde olduklarını sizler de biliyorsunuz, takip ediyorsunuz. Rusya’yla da ilişkilerimizi bozmak için yoğun çaba sarf ettiler. Kardeş Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerimizi bozmak için çaba sarf ediyorlar ve şu anda halen o çabalarını sürdürüyorlar, Kırgızistan başta olmak üzere, bizim dostane uyarılarımızı bile yanlış çevirip vermişler.

Şimdi uçak düşürme hadisesinden sonra aynı çabayı gösterdiler. Rusya’ya yanaşarak Türkiye aleyhine işbirliği yapmak istediler, birçok açıklamaları da oldu, çabaları da oldu. Yine şu anda bu uçak düşürme hadisesi içinde olan pilotların bazıları gözaltında ama uçak düşürme hadisesine katıldıkları için değil veya uçağı düşürdükleri için değil, paralel çetenin mensubu, terör örgütünün mensubu oldukları için alındılar. Uçak düşürme hadisesi dahil yargı bunları tüm boyutlarıyla inceleyecek, değerlendirecek. Bağlantı var mı, yok mu, o konuda bir şey söyleyemeyiz, ama o pilotlar şu anda gözaltında. Zaten en çok Hava Kuvvetlerine yerleşmişler, sızmışlar, çalınan soruları en çok onlara vermişler. O nedenle Rusya’nın da fark ettiği bu çabayı dün Cumhurbaşkanımız söyledi. Yani FETÖ’nün diğer ülkelerle olduğu gibi Rusya’yla da ilişkilerimizi bozmak için ciddi bir gayreti, çabası oldu.

MODERATÖR- Teşekkür ediyoruz.

MUSTAFA ÖZKAYA- Efendim, Türkiye-Rusya yakınlaşması malum Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’ya olan güvenimizin azaldığı bir dönemde gerçekleşiyor. Türkiye’nin Rusya’yla ilişkileri Batıya karşı koz olarak kullandığı görüşünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu çerçevede Türkiye’nin Şangay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci başvurusu ele alındı mı, eğer alındıysa Rusya’nın yaklaşımı ne oldu? Herhangi bir takvim belirtiliyor mu bu konuda?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi biraz önce de söyledim, Avrupa’yla, Batıyla ilişkilerimizin en iyi düzeyde olduğu zamanda bile biz aynı şekilde Rusya’yla ilişkilerimizi en üst düzeye çıkardık, o zaman da Batıya bir mesaj olarak bunu değerlendirmedik ya da o amaçla yapmadık. Şimdi de aynı şekilde Batıya yönelik bir mesaj olsun diye Rusya’yla ilişkilerimizi düzeltmiyoruz, kendi çıkarlarımız için, bölgenin çıkarları için bunu yapıyoruz. Esasen Batıya yönelik mesajlarımızı net bir şekilde veriyoruz şu anda. Yani Batıyla, Avrupa Birliği ve bazı Batılı ülkeleriyle ikili ilişkilerimiz ya da bölgesel ilişkilerimiz konusunda biz kendi düşüncelerimizi, tutumuzu çok net söylüyoruz, onlar da söylüyor. Onların birçoğu bu darbe girişiminden sonra gerçek dost olup olmadıklarını ortaya koydular. Bizim özellikle Avrupa Birliği ve belli Batı ülkeleriyle ilişkilerimizin geleceğini Rusya’yla olan ilişkilerimiz belirlemez ya da Rusya’yla ilişkilerimizin geleceğini onlarla olan ilişkilerimiz belirlemez, kendi dinamiği içinde gidiyor. Görüyorsunuz işte bunu fırsat bilerek Türkiye’yle müzakereleri durduralım diyen ülkeler var. Benim bu ülkeye bakışım eskisi gibi olabilir mi? Hayır, olamaz. Sonra da tonu düşürelim diye haber gönderiyorlar. Sen istediğini söyleyeceksin, tehdit edeceksin ve böyle bir zor günde Türkiye’ye darbe vurmaya çalışacaksın, o zaman benim halkım da darbe teşebbüsünün arkasında bunlar var diyor. Halkımız da, bunu fırsat bilerek Türkiye’nin önünü kesmeye çalıştıklarına göre hatta daha da ileri giderek darbe girişiminin başarısız olmasına bu kadar üzüldüklerine göre, arkasında bunlar var diyor. Şimdi üç kişiden ikisi sokakta Avrupa Birliği’yle süreci durdurun diyor, yeter diyor, bunların tehditlerinden bıktık diyor. Vatandaş söylüyor bunu, ben söylemiyorum. Biz Avrupa Birliği’ne üye olmak için 15 yılda çok çaba sarf ettik, yalvarmadık ama adımlar attık, kriterler yerine getirmek için reformlar yaptık, ama hep siyasi engellerle karşı karşıya kaldık. Eğer bir gün Batı Türkiye’yi kaybederse, Türkiye’nin Rusya’yla ya da Çin’le ya da Orta Asya’yla ya da İslam dünyasıyla ilişkileri iyi olduğu için, kendi hatalarından dolayı kaybeder.

Batı, Avrupa Birliği Ukrayna’da bir hata yaptı. Şimdi istese de Ukrayna’yı kazanamıyor, çünkü şartlar uygun değil. Maalesef Avrupa Birliği böyle çok ciddi hatalar içine giriyor. Bu darbe girişimi sürecinde de sınavda kalmıştır.

Efendim, bu kadar savcıyı neden görevden alıyorsunuz? Peki, terör örgütünün üyesiyse ne yapayım ben bunu? O da daha önce yapmaya çalıştığı gibi yargı darbesi mi yapsın? Polisin içindeyse, ondan sonra yarın başka şeylere mi girsinler? Her türlü faaliyete girebilirler, yani polisimizi de temizlememiz lazım. Daha önce temizledik, ama şimdi gördük ki halen içinde var. Darbenin içinde de zaten daha önce polislikten atılanlar da var, tankın içinden de çıktı bunlar.

Şimdi Doğu Almanya’yla Batı Almanya birleştiği zaman yüzbinlerce insanı devletten attılar; niye? Doğu blokunda devlette çalıştı, ajan olabilir, şu olabilir, bu olabilir. Merkel de Doğu blokundan geldi, Şansölye oldu. O zaman sadece bir kalıpla, bir düşünceyle bu kadar insanı devletten atıyorsunuz; bu 100 yıl önce olan bir şey değil, 90’lı yıllardan bahsediyoruz.

Eğer çeteye üyeyse, ben bunu devletimin sisteminin içinde barındırdıktan sonra nasıl güveneceğim? Benim Bakanlığımın içinde bu terör örgütüne mensup bir üyenin benim kriptolarıma, benim en gizli görüşmelerime ulaşmasına müsaade edebilir miyim? Ama hak, hukuk çerçevesinde neyse adımlar atılır, atılıyor. Maalesef toplumda Avrupa Birliği’ne yönelik güven azaldı. Eskiden destek %50’lilerdeydi, herhangi bir anket görmedim ama, maalesef şu anda yüzde %20’nin altına düşmüştür, çünkü gelen mesajlardan ve vatandaşlarla temaslarımızdan sürekli bunu görüyoruz. Bunun sorumlusu da biz değiliz, bunun sorumlusu darbe yanlısı bir tutum sergileyen, çok açık söylüyorum, darbe yanlısı bir tutum sergileyen, darbecileri teşvik eden Avrupa.

Yıllardır anlatıyoruz, bu böylesine bir örgüttür diyoruz, siz anlamak istemiyorsunuz. Yani devletin içine girmiş bir örgüt. Bakınız Oda TV mensuplarının hapse atılmasını kim yaptı? Bu örgüt yaptı diyoruz, siz bizi suçluyorsunuz. Ergenekon, ondan sonra yine Balyoz dedik, ordunun içindeki askerler atılıyor diye bizi eleştirdiniz, arkasından bunlar çıktı. Şimdi bunlara yönelik adımlar atılıyor, bu sefer yine Hükümet suçlu diyorsunuz. Demek ki sizin derdiniz Türkiye karşıtlığı, Erdoğan karşıtlığı. Onların hatasını düzeltmeye çalışıyoruz ama kim ne yaparsa yapsın, yine sen suçlusun.

Basın özgürlüğü konusunda; Eğer o gazeteci darbenin içinde yer alıyorsa, terör örgütünün içinde onların faaliyetlerine destek veriyorsa, üçüncü şahıslar ve gruplar aleyhine sahte deliller üretebiliyorsa ve faaliyetlerin merkezi olabiliyorsa, o da aynı kapsamda olur. Onun dokunulmazlığının sebebi ne? Gazetecileri küçümsemiyoruz, basını küçümsemiyoruz, ama onun dışına çıkan illegal faaliyetlerin içinde kim olursa olsun, aynı muameleye tabi tutulması lazım, onu söylemeye çalışıyoruz. Maalesef Batının tavrı bu. Ama biz bunları Rusya’yla ilişkilerimizi düzeltirken Batıya bir mesaj olsun diye söylemiyoruz.

Savunma sanayii; tamam, NATO’nun içindeyiz, NATO’yla da uyumlu olmamız lazım. Biz bu yükümlülüklerimizi biliyoruz fakat, Türkiye terör tehdidi altındayken, DEAŞ saldırıyor, PKK saldırıyor, Suriye’den tehdit var, bu kadar tehdide rağmen NATO’nun aldığı kararlar var, uygulamaya bak, yok. Türkiye’deki hava savunma sisteminin tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde olması lazım diyoruz, tamam, karar var, uygulama yok. Aynı şekilde Almanya ve bazı ülkeler biliyorsunuz Türkiye’deki bataryalarını çektiler, tam terör başladığı zaman, tehdidin en çok arttığı dönemde çektiler.

Peki, teknoloji transferi, know-how, ortak üretim yapalım, buna da yanaşmıyorlar. Ama benim de kendi savunma sistemimi, kendi teknolojimi oluşturmam ve başka ülkelerle de işbirliği geliştirmem lazım. O zaman sen bunları yapmıyorsan, müttefik olarak bunlara yanaşmıyorsan, NATO içinde beraber çalışmamıza rağmen Türkiye’ye bu gözle bakıyorsan, o zaman Türkiye de başka arayışlar içine girmek zorundadır. Ben bu teknolojileri geliştirmek zorundayım, kendi güvenliğimi sağlamak zorundayım, savunma sistemimi kurmak zorundayım. Bunun çalışmasını yapınca da, o ülkeden olmaz, bu ülkeden olmaz. Hem sen istemiyorsun, destek vermiyorsun, hem de başka ülkelerle işbirliği yapmamıza da müsaade etmiyorsun. Bu kabul edilecek bir şey değil. Türkiye, dış politikasında olduğu gibi savunma sanayisinde de kendi güvenliğini sağlamak için adımları atar, buna da kimse engel olamaz.

SORU- Efendim, Şangay’la ilgili bir kısım vardı.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Dünkü görüşmede ikili ve bölgesel konular o kadar yoğundu ki Şangay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci statüsü ya da Şangay İşbirliği Örgütü’yle ilgili herhangi bir konu gündeme gelmedi. Ama daha önceki görüşmelerde, Sayın Cumhurbaşkanımızla Putin’in görüşmelerinde, sanırım en son Azerbaycan’da Avrupa oyunları kapsamındaki görüşmede, Türkiye’nin orada bir statü elde etmesi gündeme gelmişti, fakat bu ziyarette gündeme gelmedi.

MODERATÖR- Teşekkür ediyoruz. Sayın Faruk Tokat…

FARUK TOKAT- Sayın Bakanım, dünkü zirvede savunma sanayii alanındaki işbirliğimizin arttırılması kararı da çıktı. Bu durum, bu karar NATO sistemine uyumlu altyapımızda bir değişiklik yapılacağı anlamına geliyor mu?

Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Biz NATO üyesiyiz, NATO’nun en önemli müttefiklerinden bir tanesiyiz, NATO’nun tüm faaliyetlerine en güçlü destek veren ülkelerden bir tanesiyiz, ama biraz önce bizim savunma sistemimizdeki eksiklikleri de söyledik, NATO’nun bugüne kadar yaklaşımını da vurguladık. Dolayısıyla şu anda NATO bölgesi dışından savunma sanayiyle ilgili, füze dahil işbirliği yapan NATO müttefiki ülkeler var. Dolayısıyla Türkiye bugüne kadar NATO üyesi ülkelerle bu konularda işbirliği de yapmak istedi, ama şu anda elde ettiğimiz sonuçlar bizi tatmin etmiyor.
O nedenle bizim başka arayışlar içine girmemiz de doğaldır. Ama biz bunu NATO’ya karşı bir adım olarak değerlendirmiyoruz, şu anda biz birçok tehditle mücadele ediyoruz, aynı anda 4-5 tane terör örgütüyle mücadele ediyoruz. Bölgedeki gelişmelere baktığımız zaman, Türkiye’nin kendi savunma sistemini güçlendirmesi gerektiğini biz yöneticiler değil, vatandaşlarımız değil, objektif bakan tüm uzmanlar değerlendiriyor. O nedenle bizim bu konularda da adım atmamız lazım.

MODERATÖR- Teşekkür ediyoruz.

Sayın Bakanım, müsaade ederseniz İstanbul’a bağlanalım, Mehmet Öztürk bizimle.

Buyursunlar Mehmet Bey.

MEHMET ÖZTÜRK- Sayın Bakanım, hoş geldiniz, İstanbul’dan selamlar.

Yurt dışındaki FETÖ yapılanmalarına karşı diplomasi mücadelemiz sürüyor ülke olarak. Türkiye bu okulların kapatılmasını mı istiyor, yoksa dönüştürülmesini mi istiyor? Yani Ankara dost hükümetlerden hangi adımları bekliyor?

Bununla bağlantılı olarak bir bilgi vermek istiyorum, yeni bir gelişme Pakistan’la ilgili. FETÖ’nün Pakistan’da da önemli bir varlığı var, orada muhtemel bir devralmayı önlemek amacıyla okul müdürleri değiştiriliyor ve yönetim kurulları tasfiye edilip oradaki şirket üzerinden faaliyetlerini sürdürme yoluna gidiyorlar. Bunlarla ilgili de çalışmalar yapılıyor mu?

Teşekkür ediyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Çok teşekkür ediyorum.

Bazı ülkeler zaten kendiliğinden karar aldılar. Örneğin Somali darbe girişiminin hemen ertesinde, yani 16 Temmuz’da Bakanlar Kurulu kararıyla FETÖ’nün Somali’deki tüm faaliyetlerini durduğunu açıkladı, daha doğrusu karar aldı ve ülkeyi terk etmek için bir hafta süre verdi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti terör örgütü olarak ilan ettikten sonra aynı adımları attı. Ürdün FETÖ’ye bağlı bir okulu kapattığını ilan etti. Başka ülkelerde de değişik kanallar var. Esasen birçok ülke de okulların devlete devredilmesi ya da el konulması kararı veriyor, ama FETÖ’nün diğer faaliyetlerini de tamamen durdurma kararı veriyor. Örneğin bunlardan bir tanesi Sudan. Aynı şekilde Libya’da da okullar kapatıldı.

Şimdi Kazakistan’da ve Pakistan’da okulların kapatılması değil, el konulması ya da devri sözkonusu. Pakistan özellikle Türkiye’yle işbirliği yapmak istiyor ki bu okullardaki eğitim devam etsin. 10 bin civarında öğrenci var, aileleri var, bunlar da mağdur olmasın. Esasen bizim de Türkiye olarak amacımız, bu okullardaki öğrencilerin ve ailelerinin mağdur olmaması, mağdur edilmemesi, ama bu terör örgütünden bu okulların kurtarılması. Bizim de Maarif Vakfımız var. Milli Eğitim Bakanlığımız ön ayak oldu, kuruldu ve bu vakıf aracılığıyla da bu okulları devralmak isteyen ülkelerle işbirliği yapacağız. Milli Eğitim Bakanlığımızdan bir daire başkanımız ben gittiğim zaman İslamabad’daydı ve Türkiye’den 50 kişiyle birlikte bu okulların devralınmasında önemli rol oynayacaklar, katkı sağlayacaklar; Pakistan’da bu kararlılığı gördük.

Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev de Türkiye’ydi ve kendileri de aynı şekilde buradaki öğrencilerin mağdur edilmemesini gerektiğini söyleyerekten bu okulların devlet bünyesine devrini gündeme getirdi. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir ajans mı kuracak ya da yeni bir oluşum mu henüz bilmiyoruz fakat bu konuda da bizimle işbirliği yapmak istiyorlar.
Ortak bir komisyon kurulacak, atılacak adımlar birlikte değerlendirilecek.

Yine birçok bölgede bu FETÖ’nün faaliyetlerini yakından takip ediyoruz. Afrika, Asya, Uzak Doğu, hatta Amerika’da bile. Orada eğitim eyaletlere bağlı, hatta yerel yönetimlere de bağlıdır. Texas Eğitim Ajansı FETÖ okullarındaki yolsuzluklarla ilgili bir soruşturma başlattı, bu aslında ciddi bir adımdır. Bugüne kadar çok sayıda şikayetler geliyordu, makaleler de yayınlandı, haberler çıktı, ama ilk defa böyle bir adım atıldı. Biz bunları çok yakından takip ediyoruz, yurtdışındaki misyonlarımızla birlikte bu darbe girişimi sonrasında tüm bilgileri, belgeleri muhataplarımıza ulaştırıyoruz. Arkadaşlarımızın ve bizlerin çok ciddi temasları var. Ben bugüne kadar dışişleri bakanları, uluslararası örgütlerin temsilcileri, NATO Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Mogherini, Timmermans gibi değişik kurumların temsilcileri de dahil 68 telefon görüşmesi yaptım. Büyükelçilerimizin de bugüne kadar Cumhurbaşkanı seviyesinde 14, Başbakan seviyesinde 23, Bakan seviyesinde 216, -bu tabi yaz tatiline geldiği için daha da fazla olabilir- milletvekili seviyesinde 610, yine üst düzey bürokrat ve yönetici düzeyinde de yine 627, resmi temasların toplamı 1490. Arkadaşlarımız yine bugüne kadar yazılı, görsel medyada 1454 mülakat ve 158 basın toplantısı yaptılar. Aynı şekilde bugüne kadar 331 adet yayınlanan mektup ya da makale var. Çıkan değişik yayınlar sonrası arkadaşlarımız, FETÖ’nün ne olduğunu anlatan makaleleri kaleme alıyorlar ve bulundukları ülkelerde bunları yayınlatıyorlar.

110 ülkeden bugüne kadar darbeye yönelik güçlü destek geldi. Ama Avrupa’daki desteğin nasıl olduğunu sizler de gördünüz. Önce kozmetik bir şekilde biraz destek daha sonra eleştiri, uyarı, hatta tehdit gelmeye başladı. Tabii biz de bunlara gerekli cevapları veriyoruz.

Ama FETÖ’yle ilgili çalışmalarımızı her geçen gün arttırarak devam edeceğiz. Çünkü FETÖ’nün o ülkelerdeki mevcudiyeti o ülkeler için de, demokrasisi ya da yönetimi ne olursa olsun, bir tehdittir. O ülkelerde de okullarda özel yetiştirdikleri öğrencileri, aynı şekilde o ülkelerin silahlı kuvvetleri, bürokrasi ve yöneticilerin etrafına yerleştirme gibi çok ciddi çabaları var. FETÖ mensuplarına değişik ülkelerde bazı teknik destekler de veriliyor. İşte dinleme cihazı nasıl yerleştirilir, odalara ve değişik bölgelere değişik cihazlar nasıl konulur, bunlar nasıl elde edilebilir diye. Tüm bu konularda özel eğitim aldıklarını da biliyoruz, buna yönelik istihbari bilgiler de bizlere ulaşıyor.

MODERATÖR- Teşekkür ediyoruz…

MEHMET ÖZTÜRK- Özür dilerim, bir detay var, Avrupa’dan tehdit aldığınızı söylediniz, ne tür tehditler bunlar, açıklık getirebilir misiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Türkiye’yle müzakereleri durdururuz, işte Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almayız veya acaba NATO’dan çıkaralım mı, buna benzer saçma sapan tehditler geliyor. Sizler de zaten bu açıklamaları görmüşsünüzdür.

MODERATÖR- En son dün Danimarka’dan.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Dün Danimarka’nın iktidar partisinin sözcüsü Michael Aastrup Jensen; aslında ben bu arkadaşı tanırım, Avrupa Konseyi’nden tanırım ve son derece makul ve ılımlı bir arkadaştır. Şimdi bu arkadaşın bile bu çizgiye gelmesi esasen Avrupa’daki bu radikal akımların, ırkçı akımların hangi düzeye geldiğinin göstergesidir. Maalesef zemin kayması diyoruz. Sürekli merkezdeki siyasetçilerdeki zemin kaymasına işaret ediyoruz ve radikal partilerin yanında bu zemin kaymasının daha da tehlikeli olduğunu söylüyoruz. Çünkü merkezdeki partiler ve siyasetçiler Avrupa’nın değerlerini savunamaz ve bu aşırı akımlara karşı güçlü duramazsa bu Avrupa’nın felaketi olur. İşte bu Michael Aastrup Jensen’da da bu zemin kaymasını görüyoruz, ya da partisinin isteğiyle tabii bunu açıklamıştır. Ama Dışişleri Bakanı benimle dün görüşmek istedi, Rusya’da olduğumuz için görüşemedik, bugün kendisiyle bir telefon görüşmesi yapacağız.

SORU- Efendim, bu FETÖ’nün özellikle Avrupa’da ve Amerika’da lobicilik faaliyetlerinin de bunda etkili olduğunu söyleyebilir misiniz? Ve Dışişleri Bakanlığı olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer devletlerle kuruluşlarla bir çalışma düşünülüyor mu özellikle sosyal alanda?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Milletimizden çaldıkları paraları bu yollarda kullanıyorlar. Lobi çalışmaları, ciddi kampanyalar ve İskandinav ülkelerinde de ciddi bir mevcudiyetleri var. Bunlar maalesef burada da çok etkili propaganda yapıyorlar. Son paralarını buralara harcıyorlar, ama artık milletimizden para çalamazlar.

MODERATÖR- Faruk Çalışkan…

FARUK ÇALIŞKAN- Efendim, bu FETÖ terör örgütünün elebaşı Amerika’da yıllardır ve Türkiye bunun iadesini istiyor ve Amerika yönetimi de ağırdan alıyor. Bu iade edilmemesi durumunun Türk-Amerikan ilişkilerinde tarihi bir kırılmaya sebep olacağını düşünüyor musunuz?

MODERATÖR- Özür dilerim Sayın Bakanım, buna ilaveten, son zamanlarda Türkiye-Amerika ilişkileri biraz evvel sizin Avrupa Birliği’ne bakışla alakalı aktarımınız da bulundu, böyle bir halk oylaması ya da işte bir kamuoyu yoklaması yapılmış değil ama, hissimizi, gözlemlerimizi aktarabiliriz, bir haber ajansının yöneticisi sıfatıyla söylüyorum ben de. Türkiye’de her daim Amerikan karşıtlığı bulunmuştur, ama ilk defa bu kadar yaygın ve nefrete dönüşmüş bir nitelik kazanmış halde. Meclis Dış İlişkiler Komisyonunun bütün partilerin katılımıyla oluşmuş bilgilendirme ziyaretleri oluyor, Amerikalı muhataplarınızla da zatıalinizin görüşmeleri muhakkak oluyor, Amerikalılara buradaki bu hadisenin ciddiyetini yeterince anlatabildik mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Sanırım Amerika bunu anladı. Gerçekten vatandaşlarımızın ciddi bir tepkisi var ve Amerikan karşıtlığı giderek artıyor. Ben birkaç defa televizyon programlarında bundan memnun olmadığımızı söyledim; bu trendin ikili ilişkilerimize de faydası olmaz, bize de faydası olmaz, Amerika’ya hiçbir faydası olmaz dedim. Daha sonra çok sayıda hakarete varan mesajlar aldım. Türkiye’deki Amerikan karşıtlığının artmasından memnun olmadığımı söylediğim için vatandaşlardan çok sayıda hakaret aldım. Vatandaş, tepki gösteriyor, nasıl böyle düşünebiliyorsun, sen bizim Dışişleri Bakanımızsın, Amerikan karşıtlığından senin de memnun olman lazım, böyle söylüyor. Bu vatandaşın duygusu. Ben zorla vatandaşın duygusunu bastıramam ki. Amerikalılara da söyledik, yani biz bu konuyu dengelemek için siyasetçi olarak sorumluluğumuzu alıyoruz. Siz adım atmaz ve bunu görmezseniz bunu biz durduramayız. O yüzden bunun sorumluluğunu biz siyasetçilere atmayın.

Neden karşı? FETÖ orada. Kim yaptı bu darbe girişimini? Bu örgüt yaptı. Bu örgütün yaptığına dair belge, bilgi, geri isteme; yani iadeyle ilgili hukuki belge isteyebilirsin, ama arkasında bunun olup olmadığını bilmiyorum dersen, o zaman ben inanmam. Yani kendi ülkende bulunan bir örgütün, terörist başının bu darbe girişimini yaptığını öncesinden bilmiyorsan bile, sonrasında pek ala rahat bir şekilde ortaya çıkarırsın. Zaten bütün bu darbe girişiminde bulunan askerler, sivil kanat, yargının içindekiler, polisin içinde az da olsa ya da eskilerin hepsi FETÖ’ye bağlı olduklarını itiraf ediyor. Amerika’nın bunu görmesi lazım. Şimdi bu yaptı mı, yapmadı mı ben bilmiyorum söylemi, Türkiye’de inandırıcı bulunmuyor. Çok açık söyleyeyim, halkımız böyle söylüyor, ben bunu inanmıyorum diyor.

Şimdi neye göre istiyoruz? Türkiye’de işlediği bu darbe suçu, terör girişimi ve diğer suçlar da var. Yine neye göre istiyoruz? Aramızda suçluların iadesiyle ilgili işbirliği anlaşmamız var. Bugüne kadar bu anlaşma uygulanmış, dolayısıyla şimdi biz bu konuda yükümlülüklerimizi yerine getirdik. ABD dedi bize iade et, ettik. İşte şu ülkeye iade et, o ülkeden, oraya ettik. Liste var elimizde. Türkiye’de insanlara bomba yağdıran, ki bu bombalar savaş olursa kullanılacak olan bombalar ya da teröristlerin mevzilerine yönelik kullanılacak bombalar, helikopterler ve otomatik silahlar, bunlarla vatandaş taranıyor. Yani böyle bir kanlı eylem Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç görülmemiş, dünyada da eşi-benzeri az olan bir eylem. Bunu yapan, yaptıran kişi Pensilvanya’da oturuyor, ondan sonra da Türkler bize müzahir davransın ya da öyle düşünsün. Amerikan karşıtlığı artmasın. Bu işin doğasına ters. Biz Amerikalılara çok rahat bir şekilde bunları söylüyoruz. Son zamanlarda Amerika bunu gördü ve işbirliği yapmak istiyor. Adalet Bakanlığından uzmanlar Türkiye’ye geliyor. Yine üst düzey ziyaretler olacak önümüzdeki günlerde. Aynı şekilde bu darbe girişimiyle ilgili dosya ve belgeler hazırlandıktan sonra, bunu bizzat kendimiz götürerek orada muhataplarımıza bin kere daha anlatacağız. Hem işin siyasi boyutunu, ve vatandaşlarımızın düşüncelerini, hem de hukuki boyutunu belgelerle ortaya koyacağız. Beklentimiz; ABD’nin öncelikle bu şahsın başka ülkelere kaçmasına izin vermemesi, yakalaması ve Türkiye’ye iade etmesidir. Türkiye’de de hukuk var. Hukuk devletiyiz ve hukuk önünde hesabını da verecektir.

MODERATÖR- Sayın Bakanım, siz muhataplarınıza bunu aktarıyorsunuz, oraya giden milletvekillerimiz de aktardılar, buradan Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız da pek çok konuşmalarında dile getirdiler. Bu artık bilinmeyen bir durum değil Amerikalılar için. Siz de biraz evvel zikrettiniz, evvelinde bilmiyorsa bile sonrasında bunu çıkarabilmesi icap edebilir, bu bağlantıyı, niyet bağını kurabilmesi icap eder Fethullah Gülen’le bu darbe girişimi arasında?

Fakat bu darbe girişimine liderlik ettiği, terör örgütünün elebaşı olduğu düşünülen şahıs Amerikan vatandaşı değil bildiğimiz kadarıyla.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Değil.
MODERATÖR- Amerika’nın Fethullah Gülen’le bir aracı ya da doğrudan görüşmek gibi bir düşüncesi ya burada ne olmuş diye kendisinden bir ifade alma gibi bir durumu olmuş mu, böyle bir irtibattan haberiniz var mı? Amerika sürekli bize cevap veriyor da, hiç ne olduğuna gerçekten bakmıyor. Vatandaşı değil bu, niye bize vermesin ki?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Amerikan istihbaratı dünyada en güçlü istihbaratlardan bir tanesidir. Dolayısıyla dünyada olup bitenleri çok rahatlıkla görebilecek ve daha sonra bağlantılarının ne olduğunu da rahatlıkla ortaya çıkarabilecek düzeydedir. Hiç kimse için en ufacık bir şüphe götürmeyen, yani sadece Türkiye ve Türkler için söylemiyorum bunu, bu darbe girişiminin arkasında kimin olduğu konusunda diyorum, şüphe götürmeyen bir durumda ABD de pekala arkasında bu örgütün olduğunu görmüştür. Kaldı ki biz de belgeleri-bilgileri veriyoruz. Arkasında bunun olduğunu söylüyoruz ve biz müttefikiz. Her şey bir kenara, severler-sevmezler, kıskanırlar-kıskanmazlar, tüm dünya için söylüyorum; Recep Tayyip Erdoğan bir şey söylediği zaman bunun doğru olduğunu ya da sözünde durduğunu bilirler, hepsi bilir. Cumhurbaşkanımız Obama’ya kaç defa söyledi, defalarca, en son da telefonda söyledi. Dolayısıyla bir araştır, gör, kendisinden, etrafından ifade al. Statüsünün ne olduğunu bilmiyorum, belki de hiç statüsü yok. Vatandaş olmadığını biliyoruz. Green Card dediğimiz oturma izni var mı-yok mu onu bilmiyoruz. Ama isterse vatandaş olsun fark etmez ki, yani hukuk herkes için aynı şekilde işler. O nedenle bu tür adımları atıyorlardır. Bize şu ana kadar bir bilgi vermediler, ama ben attıklarını, atmaları gerektiğini düşünüyorum. Uzmanlar geldiği zaman Adalet Bakanlığımızdaki uzmanlarla, savcılarla, yetkililerle bir araya gelecekler ve orada da kendilerine tüm bilgiler detaylı bir şekilde verilecek. Dosya hazırlandığı zaman biz de dosyayı götüreceğiz, sonra hiç kimsenin bir mazereti kalmasın. Net bir şekilde her şeyi ortaya koyacağız.

MODERATÖR- Teşekkür ediyorum. Ogün Duru.

OGÜN DURU- Efendim, Dışişleri Bakanlığı’nda devam eden bir FETÖ operasyonunuz var malum. Şu ana kadar personelle ilgili yapılan işlemler hakkında bilgi verebilir misiniz? Bir de, mesele bu Bakanlığa giriş sınavlarının bazılarının iptal edilmesine de varabilir mi, onu da bir yanıtlayabilir misiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bakanlığın giriş sınavlarının iptali konusu tabii yargı kararı gerekir, bu konuda soruşturmalar devam ediyor. Ama o yıllarda bu konularda aktif olan, yani FETÖ mensuplarının Bakanlığımıza sızmasına yardımcı olan kişilerle ilgili işlemleri yaptık. İki tane büyükelçiyi biliyorsunuz Bakanlığımızdan uzaklaştırdık, daha doğrusu ilişiğini kestik. Ve ilk kararda 88 kişinin Bakanlığımızla ilişiğini kestik, yani devletle olan ilişkisini kestik. Ama çalışmalarımız devam ediyor, bir taraftan ihbarlar geliyor, bir taraftan listeye aldığımız kişilerle ilgili bu örgüte mensup değil diye bilgiler geliyor, bunların hepsini titizlikle değerlendiriyoruz ki hata yapmayalım. Yani kurunun yanında yaş da yanmasın. Varsa bağlantılar, değişik kriterler var, bunları araştırıyoruz. Yani bu kriterleri ortaya koyuyoruz, o kriterler çerçevesinde bir karar veriyoruz. Tabii ki burada vicdan önemli, haksızlık yapmamak lazım. Tabii bazen insanlar daha önce olduğu gibi bu dönemde de sevmediğine bu FETÖ’cü diyor. Sonra bakıyoruz, Emniyet’e soruyoruz, MİT’e soruyorum, nerede okumuş, nerede yaşamış, ailesi ve bağlantılarına bakıyoruz. Bazen de hiç beklemediğiniz, kesinlikle değildir diye düşündüğümüz insanın iltisaklı olduğunu öğreniyoruz. Bu nedenle ön yargısız bir şekilde gelen bilgileri tüm yönüyle değerlendiriyoruz, değişik kurumlarımızdan bilgiler alıyoruz. Ortaya koyduğumuz kriterler çerçevesinde değerlendiriyoruz. Ama bu rakamın artması bekleniyor, şu anda tespit ettiğimiz kişi sayısı 300’ün üstünde. Bazıları yurtdışında görevli. Tabii bunlarla ilgili istihbarat bilgileri geldikten sonra direkt atmıyoruz, ilave bir inceleme yapıyoruz ve bu arada gereken diğer işlemleri yapıyoruz. Netleştikten sonra kanun hükmünde kararnamenin verdiği yetkiyle, gerekli adımları atacağız. Biraz önce de söyledim; Bakanlığımız devletin hafızasıdır, o nedenle hassas bir bakanlıktır. En gizli görüşmelerin yapıldığı, iletişimin sağlandığı bakanlıktır. Terör örgütüne bağlı mensupların burada görev alması son derece tehlikeli ve risklidir. Mesela, acaba diye düşündüğümüz bir arkadaş kendini ele verdi. Darbe girişimi olduktan sonra evinden çıkmamış, psikolojisi de bozulmuş; beni almaya gelecekler, onlara devletin kriptosunu vermiştim ifadeleri kendini ele verdi mesela. Geçmişteki olaylardan dolayı olabilir mi diye düşündüğümüz bu kişi acaba listesindeydi. Dolayısıyla bu kişiyle ilgili tabii ki işlemler devam edecek.

MODERATÖR- Teşekkür ediyoruz. Beyrut’a bağlanalım isterseniz. Ömer Bulut Yüzgüleç bizimle beraber, buyursunlar.

ÖMER BULUT YÜZGÜLEÇ- Efendim, Beyrut’tan selamlar, saygılar sunuyorum. Sayın Bakanım; biraz önce Amerika’nın FETÖ elebaşının farklı ülkelere kaçma ihtimalinin engellenmesi gerekir dediniz. Bu anlamda özellikle Ortadoğu’da, Mısır’da FETÖ faaliyetlerinin arttığını görüyoruz, gözlemliyoruz, duyuyoruz. Bunun dışında acaba elebaşının Kanada, Güney Afrika veya Mısır gibi bir ülkeye kaçma ihtimali var mı? Sözkonusu ülkelerle bu anlamda bir temas kuruldu mu, bunu sormak istiyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Teşekkür ediyorum. Evet, bazı ülkelerin ismi ön plana çıkıyor, siz de söylediniz. Tabii Mısır'ın anlayışı, ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ anlayışıdır. Aslında FETÖ'nün anlayışı da böyle, o nedenle PKK ile yakın işbirliği içinde. O nedenle biraz önce söylediğim gibi, yurt dışında Türkiye aleyhtarı ne kadar diaspora veya başka gruplar, ülkeler varsa onlarla yakın işbirliği ve dayanışma içinde olmuştur. Hatta maddi destek de vermiştir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi darbeye karşı bir açıklama yapacaktı, buna Mısır engel oldu. Engel olmasının sebebi de; bu açıklamanın içinde yer alan demokratik seçimle işbaşına gelmiş iktidar ya da yönetim kısmı. Yani bu kısma itiraz etti. Tabii ki darbeyle yönetimi, gücü ele geçirenlerin buna itiraz etmesi hem anlamlı, yani manidar, hem de anlaşılabilir ve doğal karşılıyoruz. Dolayısıyla Mısır’ın FETÖ’yle ilişkilerini artırma gayreti ya da FETÖ’nün Mısır’la işbirliğini artırma gayretini görüyoruz. Ama FETÖ’nün Mısır’a gideceği yönünde herhangi bir somut bilgi yok. Kanada ve Güney Afrika gibi ismi geçen ülkeler nezdinde temaslarımız oluyor. O ülkelerdeki yetkililer FETÖ tarafından herhangi bir talebin olmadığını, böyle bir şeyin de gündemde olmadığını arkadaşlarımıza söylüyorlar. Dolayısıyla bunlar sadece öne çıkan ülke isimleri. Ama tabii ki Amerika iade kararı verirse, FETÖ’nün üçüncü bir ülkeye kaçma girişimi olabilir. Bu sebepten dolayı ABD’ye uyarıda bulunuyoruz ve hatırlatıyoruz; kaçmasın, işlemler tamamlandığı zaman bize iade edin diyoruz.

MODERATÖR- Teşekkür ediyoruz. Brüksel’deyiz Yusuf Kaya bizimle buyursunlar Yusuf Bey.

YUSUF KAYA- Sayın Bakanım, Yunanistan’a kaçan darbeci askerlerin iadesine ilişkin yeni bir gelişme var mı? Darbecilerin Yunan avukatları o geceki faaliyetlerine yani darbe girişiminde bulunduklarına dair herhangi bir delil bulunmadığını iddia ediyor. Türkiye bu konuda gerekli adımları attı mı, kanıtları sundu mu efendim? Teşekkür ediyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tabii ki gerekli iade talebinde bulunduk, gerekli bilgileri ve belgeleri Yunan makamlarına ulaştırıyoruz. Adalet Bakanlığımız her türlü çalışmayı yapıyor, Dışişleri Bakanlığı olarak biz de kendilerine yardımcı oluyoruz. Tabii siyasi temaslarımız da oldu, Sayın Cumhurbaşkanımız Çipras’la görüştü, ben de Dışişleri Bakanı Kocias defalarca görüştüm, sadece oraya kaçan 8 haini değil, diğer konuları da değerlendirme imkânımız oldu. Hatta Marmaris bölgesinde Cumhurbaşkanımıza suikast girişiminde bulunmak için oraya giden hainlerin de Yunan adalarına kaçma planları vardı ve planları öğrenildikten sonra gerekli tedbirler alınarak peyderpey yakalandılar. Şimdi o gece askeri helikopterle oraya kaçtıkları ve darbe girişiminde bulundukları, yani asker kıyafeti giyen hainler oldukları apaçık ortada ve Yunanistan’da, siyasiler de böyle düşünüyor. Ama tabii mahkemelerin karar vermesi için biz de gerekli belge ve bilgileri iletiyoruz. Önce kaçak girdikleri için ceza aldılar, şimdi siyasi sığınma talebinde bulundular. Yunanistan’ın genel anlayışını biliyoruz. Darbe yapan, darbe girişiminde bulunan kişilere siyasi sığınma hakkı verilmez. Tabii avukatlar bir suçluyu savunma görevini üstleniyorlarsa; elbette savunduğunuz kişinin suçsuz olduğunu iddia edeceksiniz, avukatların böyle demesi doğaldır. Ama bunların darbe girişiminin içinde bulunduklarını ve başarısız olduktan sonra da Yunanistan’a kaçtıklarını herkes biliyor, Yunanistan’da biliyor, biz de biliyoruz. Durup dururken o gece 8 tane asker Yunanistan’a niye kaçsın? Kaçmaları için bir sebep olması gerekiyor. Yani sadece mantık yoluyla bunlar yürütülmez, belgelerle de aynı şekilde bu süreci takip ediyoruz. Beklentimiz Yunan mahkemelerinin bu teröristlere darbe girişimcilerine, siyasi sığınma hakkını vermemesi ve Türkiye’ye iade kararının verilmesidir. Bu arada Bulgaristan’da bir FETÖ mensubunun siyasi sığınma talebini Bulgar makamları reddederek iade kararı verdi ve şu anda bu kişiyi Türkiye’ye Interpol üzerinden getiriyoruz. İsmi Abdullah soyismi de belgelerimde vardır, veririm biraz sonra. Daha önceki konuşmalarımda Bulgaristan’a kaçan bir hain olduğunu, onu da getireceğimizi demokrasi nöbeti mitinglerimizde söylemiştim.

SORU- O gece kaçan hainlerden mi efendim?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yok daha önceden kaçmıştı. Biliyorsunuz 2013’den bu yana kaçanlar var. Ve en son Bulgaristan’daki haini de geri getireceğiz diye mitinglerde halkımıza hitap ederken söylemiştik. Bu şahsın ismi Abdullah Büyük. Şimdi bunu da geri getireceğiz. Dolayısıyla, Yunanistan’dan da aynı yaklaşımı bekliyoruz darbecilere prim vermemek lazım. Yunanistan darbeden çok çeken bir ülkedir darbenin ne olduğunu iyi bilir. Aynı şekilde DHKP-C, diğer terör örgütleri ve PKK’lılarla ilgili de Yunanistan’la iyi bir işbirliğimiz var, bize iade edilenler var, o bakımdan Yunanistan’a da bugüne kadarki işbirliğinden dolayı teşekkür ediyoruz. Aramızda Ege konusunda, diğer konularda çözümlenmemiş sorunlar var, ama istikşafi görüşmelerle bunları çözmek için adımlar atıyoruz. Halen çok ciddi görüş ayrılıklarımız ya da hukuki ve siyasi pozisyonlarımızın olmasına rağmen en azından gerginliğin artmaması için karşılıklı anlayış içinde bu konulardaki işbirliğimizin sürdürülmesi ve Yunanistan’dan beklentimizin bu 8 haini iade etmesidir.

MODERATÖR- Teşekkür ediyoruz. Bakü’deyiz Tolga Özgenç bizimle. Buyursunlar Tolga Bey.

TOLGA ÖZGENÇ- Sayın Bakanım… FETÖ’cülerin darbe girişimi kalkışmasında yabancı askerlerle temasta olduklarına ilişkin bir tespitiniz var mı, özellikle NATO unsurlarıyla? Varsa şu ana kadarki girişimleriniz nelerdir efendim? Teşekkürler.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bu konudaki araştırmalar, soruşturmalar devam ediyor. Benim bildiğim bir şey var o da İncirlik üssünden yakıt nakil uçaklarının kalktıkları ve darbe girişiminde önemli rol oynadıkları. Bunların hepsi tutuklandı ve oradaki komutanın sığınma talebi de kabul edilmemiş. Onun dışında ne tür temasları olmuş, kimlerle temasa geçmişler, öncesi ve sonrası, tüm bunlar titizlikle inceleniyor.

MODERATÖR- Şu anda tespit edilmiş bir…

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Yok bize ulaşan bir bilgi yok. Tabii bu soruşturmaların hepsi gizli bir şekilde devam ediyor, o nedenle bizim herhangi bir bilgiye sahip olmamamız da son derece doğaldır. Birde, bu konuyla ilgili söylemiyorum, genel anlamda değişik kanallardan bazı bilgilerde geliyor. Bunların hepsi teyit edilmeden varmış gibi gündeme getirmekte doğru olmaz.

MODERATÖR- Ali İhsan Can.

ALİ İHSAN CAN- Efendim, öncelikle hoş geldiniz. Türkiye’de birçok askeri üs ve birlik malumunuz yeniden yapılandırılıyor. Bu anlamda İncirlik üssüyle ilgili bir hazırlık var mı, özellikle darbe girişiminin ardından yabancı unsurların faaliyetleri eski seviyesine döndü mü?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Tabii İncirlik’te daha önce en çok ABD’nin askeri mevcudiyeti vardı, daha sonra DEAŞ’a karşı oluşan koalisyon içindeki bazı ülkelerde hem uçak ya da diğer teçhizat konusunda veya personel konusunda İncirlik’te bizim verdiğimiz izinle bulunuyorlardı ve DEAŞ’a karşı mücadeleye aktif bir şekilde katılıyorlardı. Tabii biz bu süreçten geçerken terör örgütleriyle mücadelemizden de taviz vermedik. Bunu fırsat bilen FETÖ’nün kan kardeşi PKK da birkaç gün bekledikten sonra saldırıları artırma kararı aldı. Biz de gerekli karşılığı veriyoruz ve mücadelemizi sürdürüyoruz. Ve bu terör örgütleri maalesef son günlerde askerlerimize ve polislerimize saldırdı, en son Uludere’de beş şehidimiz var, Allah rahmet eylesin. Ama onlarla da mücadelemizi sürdüreceğiz. DEAŞ’la de mücadelemizi aynı şekilde sürdürüyoruz dolayısıyla, DEAŞ’a karşı mücadeleye en aktif desteği veren ülkelerden biriyiz ve DEAŞ’a karşı mücadele veren koalisyon ülkelerinin buradaki faaliyetlerini kısıtlama hususunda; başlarda tabii darbe konusunda her türlü tedbiri aldığımız süreçte bazı kısıtlamalar oldu, olmak zorundaydı, çünkü bir darbe sürecinden geçiyorduk, ama şu anda herhangi bir kısıtlama yok, DEAŞ’a karşı ortak mücadelemizi sürdürüyoruz.

MODERATÖR- Berlin’e bağlanalım Ayhan Şimşek bizimle. Buyursunlar.

AYHAN ŞİMŞEK- Sayın Bakanım, benim sorum Avrupa Birliği Türkiye mülteci mutabakatı hakkında. Siz bir süre önce Alman basınına demeç verdiniz ve eğer Avrupa Birliği vize serbestisi konusunda Türkiye’ye verdiği sözleri Ekim sonuna kadar tutmazsa Türkiye’nin de bu mutabakatı bir kenara bırakabileceğini söylemeniz büyük yankı yarattı, Sayın Cumhurbaşkanının da bu yönde açıklamaları oldu. Şimdi Avrupa’da bazıları B planından söz ediyor, eğer böyle bir sonuç olursa Türkiye’nin bu konuda ne gibi çalışmaları, hazırlıkları var? Ve eğer bu mutabakat sona ererse Avrupa ne kaybeder?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Şimdi Avrupa Birliği’nde hep şu anlayış olduğu için buna tepki gösteriyorlar; Şartları biz belirleriz, kuralları biz koyarız diğerleri de uymak zorundadırlar. “Eğer aday ülkeyse, müzakere eden bir ülkeyse bizim koyduğumuz şartlara uymak zorunda, ama ben aldığım kararlara uymak zorunda değilim” diyorlar. Kıbrıs konusunda da bu anlayışı gördük. 2004 referandumunda, referandum öncesi bize söz verdiler. Kuzey’de evet çıkarsa, KKTC üzerindeki ambargoları kaldıracaklarını söylediler. Referandumdan hemen sonra da kararını aldılar, daha sonra uygulamadılar. Bize diyorlar ki: “Bizimki karar, sizinki anlaşma”. Söz bile olsa, illa metinde olması şart değildir. Karşılıklı güven tesis edilecekse, ilişkilerimiz güvene dayalı yürüyecekse o söz bile yerine getirilmelidir. Bu geri kabul anlaşması, vize serbestisi, mutabakat zaptı ve 18 Mart’ta AB’yle yaptığımız anlaşma esasen tamamen birbirine bağlıdır. 18 Mart’ta yaptığımız anlaşma vize serbestisine ve geri kabule bağlanmıştır. Yunan adalarından oraya kaçak giden göçmenlerin hiç ayrım yapılmaksızın geri getirilmesi zaten defakto bir geri kabuldür. Bunun karşılığında Avrupa ülkelerinin Türkiye’den göçmen alması konuşulmuştur. Türkiye’de yaşayan Suriyeli göçmen kardeşlerimize 3 milyar Euro destek de bunlara bağlı bir anlaşmadır. O gün benimle mülakatı yapan gazeteci, bana soru sordu, Ekim’de vize serbestisi olmazsa ne olacağını sordu, ben “Ekim, Kasım fark etmez, yani bir net yol haritası üzerinde anlaşma yapmamız lazım” dedim. Geri kabul ile vize serbestisini artık birlikte uygulamamız lazım, çünkü Türkiye’de bu anlamda Avrupa Birliği’ne olan güven zedelendi. Gerek Juncker’in, gerekse Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz’un yaptığı açıklamaların, Avrupa’daki artan ırkçılık ve İslam karşıtlığı sebebiyle yapıldığı söylendi, ben de buna katılıyorum. Bu açıklamalardan sonra güven zedelendi.

Üç tane anlaşma var bunları uygulamamız lazım. Avrupa Birliği vize serbestisiyle ilgili olarak 72 kriterden 5 tanesinin halen durduğunu söylüyor. Biz de onlara açık bir şekilde terörle ilgili kanunlarımızda şu anda bir değişiklik yapamayacağımızı söyledik. FETÖ terör örgütünün ne yaptığını, ondan önce İstanbul’daki saldırıyı gördük. Bu konuyu Avrupa Konseyi’ne devredin, Avrupa Konseyi’yle aramızda bir güven var. Bu süreçte Türkiye’ye gelip net konuşan bir tek kişi vardı: Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, eski Norveç Başbakanı, Nobel Barış Komisyonu Başkanı olan Jagland. Kendisi son derece objektif bir yaklaşım içinde bulundu. Ayrıca, Avrupa Konseyi insan haklarının, hukukun üstünlüğünün, demokrasinin evidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de buraya bağlıdır. Esasen Avrupa Birliği’nin bu konularda Avrupa Konseyi’nin yanında böyle ahkâm kesmesi doğru değil. İki ayrı kurum olsa da, aynı değerleri savunuyor olmamız başka bir konu.

Fakat burada asıl söylemek istediğim, Avrupa Konseyi’nde terörle ilgili tüm bu konuları kapsayan bir çalışma grubumuz var. Buraya bırakın, burada ileride şartlar, iklim normalleşirse, terör biterse biz bunları değerlendiririz, ama şu anda biz bunu yapamayız. Terörle mücadele vize serbestisinden önemlidir, bizim için hayati bir konudur. Kaldı ki, bugüne kadarki düzenlemelerimiz de Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi normları ve yükümlülükler çevresinde İnsan Hakları Mahkemesi kararları dikkate alınarak yapılmıştır, onlarda bir problem yok. Diğer 4 şart konusunda ise anlaşma sağladık. Hangi adımları atacağımız konusunda, Timmermans’la iki defa görüştük, uzmanlar da görüştü. Artık “Bir karar verin, bunu Avrupa Konseyi’ne bıraktınız mı?” diyoruz. Diğer 4 anlaşmayla ilgili, şartla ilgili vardığımız mutabakatı açıklayın ve bir somut tarihe dayalı, yani tarihi net olan bir yol haritası belirleyelim. Eğer bu yol haritası belirlenirse her şey uygulanır. Geri kabulü biz şu anda askıya kaldık, zaten uygulamıyoruz, 1 Haziran itibarıyla uygulanması gerekiyordu, uygulanabilmesi için de Bakanlar Kurulu kararı gerekiyordu, 2013’te imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nda Bakanlar Kurulu kararını almadık. O nedenle, eğer tüm bunlar uygulanmazsa, bu sefer hepsini bir kenara bırakacağımızı söylüyoruz. “İmzalanan 3 anlaşmanın bir tanesini Türkiye uygulayacak, ama biz diğerlerini uygulamayacağız” anlayışı doğru değil. Biz bunu net bir şekilde söyleyince, Avrupalılar alışık olmadıkları için Türkiye’nin onları tehdit ettiğini söylediler. Burada tehdit var mı? Yok. Aynı bu tonla söyledik. Ültimatom verdiğimizi söylediler. Bu ültimatom değildir. Ortada bir anlaşma var, bunları uygulayacağız, siz de uyacaksınız, biz de uyacağız. Biz uyuyor muyuz? Evet, uyuyoruz. Bundan rahatsızlık duyuyorlar.

O nedenle biz tekrar ya anlaşmaların hepsini birlikte uygulamamız, ya da bunları ne zaman uygulayacağımıza dair somut bir yol haritası belirlememiz gerektiğini söylüyoruz. Tarih olarak Ekim veya Kasım fark etmez, uygulanabilirliğine bakacağız. Çünkü Avrupa Parlamentosu’nun alacağı kararlar var. Ancak “Biz bunların bir kısmını uygulamak istemiyoruz” derseniz, o zaman hiçbirisi uygulanmaz, hepsini bir kenara bırakırız. Burada tehdit var mı? Yok, ama Avrupalılar alışık değil, şartları onlar koyacak, hep onlar böyle üst perdeden konuşacak, patron gibi davranacak, onlar birinci sınıf, diğer ülkeler ikinci sınıf. Diyoruz ki: “Artık Türkiye bu Türkiye değil”.

Zamanında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı’yken onlara da söylüyordum. En büyük yanlışlarının Rusya dahil olmak üzere ülkelere birinci sınıf, ikinci sınıf ülke muamelesi yapmaları olduğunu, bunun doğru olmadığını söylüyordum. Demokratik standartlar bakımından daha ileri, daha geri ülke olabilir, bunu kabul ederiz. Eksiği var diye bir ülkeye ikinci sınıf ülke, ikinci sınıf millet muamelesi yapmak hakarettir, doğru ve yapıcı bir yaklaşım da değildir. Ama bu zihniyeti kolay kolay değiştiremezler. Bu zihinsel değişimi yapmadıkları sürece de İngiltere ayrılır, dış politikası başarısız olur, entegrasyon politikası başarısız olur, genişleme politikası zaten çöktü, Doğu politikası başarısız, karşı karşıya kaldığı sorunlara karşı çözüm bulmada başarısız, terörle mücadelede tamamen hem ikiyüzlülük var, hem de başarısız. Bizim iade ettiklerimiz, onlara teslim ettiklerimiz saldırıları gerçekleştiriyor. Göçmen konusundaki politikaları başarısız, küresel bir aktör olamıyor, kendi güvenliklerini tesis etmek için NATO’ya doğrudan erişim konusunda farklı görüşler var. Karmaşık bir durum.

Biz Avrupa Birliği’nin de, Avrupa’nın da güçlü ve istikrarlı, ekonomik olarak daha fazla kalkınmış olmasını isteriz. Göreceli olarak şu anda tüm bu sorunlara rağmen, bu tablo ortadadır. Çünkü ortak olmak istediğimiz, işbirliği yapmak istediğimiz, çıkarlarımızın olduğu bir bölgenin kötü olmasını istemeyiz, bu konularda duygusal da davranamayız. Ama Avrupa Birliği’nin içinde bulunduğu yanlışları da söyler, anlaşmamız varsa bunu da ya uygularız, ya uygulamayız, bu kadar net bir durum.

MODERATÖR- Efendim, şahsen buraya gelip destek verdiği için Jagland’ı zikrettiniz. Bir de Carl Bildt var, belki ona da değinmek istersiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Carl Bildt, İsveç Dışişleri Bakanı’yken aktif bir siyasetçiydi. Bakanlığı bitince de aynı çabalarını sürdürmeye devam etti. Her gün bakıyorum, dünyanın, Avrupa’nın bir yerinde konferanslarda, ‘think-tank’lerle çalışmalarda olduğunu görüyorum. Niye? Kendisi saygın bir kişi, Türkiye için de öyle. Türkiye’ye destek verdiği, Türkiye’yi çok eleştirdiği de olmuştur, ama eleştirilerinin hepsi yapıcı eleştiridir. Burada da “Önce darbeye karşı olduğunuzu net söyleyin. Endişeniz de varsa Türklerin yüzüne söyleyin” diyor. Bizim de beklentimiz bu, gel kardeşim önce dayanışma göster, bu ülke çok büyük bir badire atlattı. 25 gündür bu insanlar, milletimiz her gece niye nöbette? Hiç bıkmıyor milletimiz, bir sene nöbette dur desen duracak. Ülkesi, milleti, bayrağı, kendi seçtiği Cumhurbaşkanı ve Hükümeti için severek yapıyor. Diğer partiler de aynı şekilde. O nedenle gel, tabloyu gör. Dışarıdan bakınca, Erdoğan’ın muhalefeti yok etmek için bunu kullandığını sanıyorlar. Sen muhalefetten kimi kastediyorsun? Yenikapı’daki Bahçeli’den mi, Kılıçdaroğlu’ndan mı, CHP’den mi, MHP’den mi bahsediyorsun? Hangi partiden, hangi muhalefetten söz ediyorsun? Parlamentoda 4 parti darbeye karşı ortak bildirge yayımladı. Eğer sen muhalefet diye FETÖ’yü, terör örgütünü kastediyorsan, o zaman sana göre PKK da muhalefet, terör örgütü değil. Zaten Avrupa’da öyle düşünen de çok var.

SORU- DEAŞ da muhalefet.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- O zaman DEAŞ da muhalefet olur, o da bize düşman. Niye bize düşman DEAŞ? Neden Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alıyorlar? Çünkü bunların özellikle kanallarını kestik, yabancı terörist savaşçılarının geçişleri havaalanlarında durduruyoruz, yakalıyoruz ya da dönerken yakalıyoruz, bu konuda çok ciddi bir mesafe katettik.

İkinci olarak; bunlar neyi kullanıyorlar? Dinimizi, barış dini olan İslam’ı kullanıyorlar. Dünyada bu anlamda da saygın bir insan olan Recep Tayyip Erdoğan ne diyor? “Bunlar İslam dinini temsil edemez, uzaktan yakından alakası yok, bunlar insan bile olamaz” diyor. Yani DEAŞ’ın esasen insanları devşirmek için kullandığı ideolojiyi öldürmede Recep Tayyip Erdoğan’ın çok önemli bir rolü var. Onun verdiği mesajlar tüm İslam dünyasında çok ciddi bir şekilde yer buluyor, özellikle yabancı terörist savaşçıların geldiği ülkelerde. Bu teröristler çok rahatsız oluyorlar, o nedenle kendisini hedef alıyorlar. O zaman şimdi DEAŞ’ı da Erdoğan’a muhalefet olarak mı değerlendireceksiniz?

O yüzden Avrupa Birliği’nin bu yaklaşımdan bir an evvel kurtulması, Türkiye’ye gelmesi, konuşması lazım. Hatta darbe girişiminin hemen ertesindeki Pazartesi, yani 18 Temmuz günü Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları toplantısı oldu, ABD Dışişleri Bakanı Kerry davet üzerine geldi. Hollanda Dışişleri Bakanı ile İngiltere Dışişleri Bakanı, Bert Koenders ve Boris Johnson benim davet edilmemi önerdiler, ama orada karşı çıkan ülkeler oldu. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı’nı davet etmeyeceksin, ona sorular sormayacaksın, doğrudan bilgi elde etmeyeceksin. Ondan sonra oradan ahkâm keseceksin ve FETÖ’ye muhalefet diyecek veya FETÖ’nün üyeleri muhalif oldukları için yargılanıyor diyeceksin. Askerdeki bu hainlere, darbe girişimi yapan, uçaktan insanlara bomba atan kişiye sen nasıl muhalefet diyorsun, ona muhalefet mi denir? Bu örgütün içindeki kişilere muhalefet denir mi? Akla ziyan bir durum. Zaten PKK’yı terör listesinden çıkarmak için de çaba sarf edenler aynı zihniyette olan insanlar.

MODERATÖR- Meltem Uzun…

MELTEM UZUN- Hoş geldiniz Sayın Bakanım tekrar.

Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye bakışı konusunda özellikle son dönemdeki gelişmeler ışığında bir de Rum tespiti yanıtınız var. Ben de buna ilaveten şunu sormak istiyorum size: Bu Avrupa’daki liderlerin özellikle Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik tehditlerinin olduğunu biliyorsunuz, devamlı açıklamalar geliyor. Türkiye’nin AB üyeliğini engellemekle tehdit ediyorlar. Bu durumda Türkiye’nin Avrupa’yla ilişkileri konusunda yeni bir yol haritası, yeniden bir şekil verme süreci olacak mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bazı ülkelerin bu tür açıklamaları oldu, tersine açıklamalar da oldu. NATO için de, Avrupa Birliği için de geçerli. Bugün Avrupa Birliği’ne üyelik için konsensüs gerekiyor. Avrupa Birliği üyeliğini ya da müzakerelerini durdurmak için de konsensüs gerekiyor, o yüzden bir-iki ülkenin ne dediği bizi ilgilendirmez. Ama esas itibariyle Türkiye’nin AB sürecinde önümüze konulan engellerin arkasında ne var, ona bakmak lazım. Ayrıca, Avrupa Birliği ülkelerinin bu yaklaşımı, Türk halkının Avrupa Birliği’ne bakışını çok negatif bir şekilde etkiliyor. Avrupa Birliği Türkiye’yi kaybetmek istiyorsa açıkça söylesin. İstiyorlarsa “Müzakereleri durdurmak istiyoruz” desinler, sürekli tehdit etmesinler. Durdurmak istiyoruz diyorlarsa durdursunlar, net bir karar versinler, oyalamasınlar. Sürekli tehditkâr konuşmanın bir anlamı yok ki. Durdurmak istiyorsan durdur kardeşim. Türkiye’de böyle bir eğilim yok, biz üye olmak için buraya başvurduk, müzakereleri bugüne kadar sürdürüyoruz, yükümlülüklerimizi yerine getirmek istiyoruz. Şimdi neden bunu söylüyorsun? Kanlı bir darbe girişimi yaşamışız, bununla mücadele ediyoruz. Bize destek verecekleri yerde, Avrupa Birliği üyelik müzakerelerimizi durdurmayla tehdit ediyorsun. Neden bunu yapıyorsun, sebep? Yani maalesef bu sebebi iyi anlamak gerekiyor. Eğer bir gün, Avrupa Birliği ve Batı, Türkiye’yi kaybederse, bu yaklaşımdan dolayı kaybeder. Çok açık söylüyoruz; bu tutumundan ve bu yaklaşımdan dolayı kaybeder. Ama tehdit yerine adım atmak istiyorlarsa, buyursunlar atsınlar. Biz onlara yalvaracak değiliz. Hiçbir şekilde, hiçbir zaman, hiçbir uluslararası örgüte, hiçbir ülkeye, hiçbir kuruma bugüne kadar yalvarmadık. Üye olursak da eşit, altını çiziyorum, onurlu bir şekilde üye oluruz, sığıntı da olmayız. Dolayısıyla bize bu şekilde muamele etmelerinin hiçbir anlamı yok ve biz bunları şiddetli bir şekilde de reddediyoruz. Hiç de kusura bakmasınlar, çok açık söylüyorum; bunların böyle düşünmesi umurumuzda da değil. Bizimle ilişkilerini adam gibi iyi bir şekilde sürdürmek istiyorlarsa, biz buna hazırız. Diyalog mu? Hazırız. İşbirliği mi? Hazırız. Sadece ikili düzeyde değil, her türlü konuda işbirliğine hazırız. Yükümlülükleri yerine getirme mi? Evet, buna da hazırız. Bölgesel ve küresel konularda işbirliği mi? Buna da hazırız. Bizim yaklaşımımız negatif değil ama bunların negatif yaklaşımlarına karşı vereceğimiz cevap da az önce söylediklerimdir.

MODERATÖR- Teşekkür ederiz.

Kudüs’e bağlanıyoruz, Sayın Bakanımızın vakti daraldı, biraz hızlanmamız gerekiyor, Turgut Aypoyraz bizimle, buyursunlar.

TURGUT AYPOYRAZ- Efendim, selamlar.

Türkiye ve İsrail arasındaki yol haritasında şu an hangi aşamadayız? Atılacak karşılıklı adımlar hangileridir? Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki sürecin ne zaman başlayacağı ve İsrail tarafındaki süreç?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bu darbe girişimi olmasaydı, sözleşme Meclis’e gelecekti. İlk olarak Dış İlişkiler Komisyonu’na, daha sonra da Genel Kurul’a gelecekti. Bu darbe girişimi süreci atlatıldıktan sonra bu konu tekrar gündeme gelecek. Gruplar bunu ele alacaklar, biz de muhalefet partilerine, İsrail’le yaptığımız bu anlaşmayla ilgili bir bilgilendirmede de bulunacağız. Ve önümüzdeki süreçte Meclis bu anlaşmayı onayladıktan sonra da tabii ki takdir yüce Meclisi’ndir karşılıklı olarak Büyükelçi atama işlemini yapacağız.

MODERATÖR- Efendim, Meclis’in tatile girmesi söz konusu, bu süreç ondan önce mi olacak?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Sanıyorum ki Meclis tatile girmeden önce bu süreci tamamlamış oluruz. Çünkü bir işi ortada bırakmamak gerekir. Madem bir anlaşma yapıldı, bunun da bir an evvel uygulanması gerekiyor. Biz şartlar yerine gelirse ilişkileri normalleştiririz demiştik ve İsrail bizim şartlarımızı yerine getirdi, dolayısıyla bunu da bir an evvel uygulamamız lazım.

MODERATÖR- Nazlı Yüzbaşıoğlu.

NAZLI YÜZBAŞIOĞLU- Sayın Bakanım, tekrar hoş geldiniz. Dış politikada bir restorasyon dönemindeyiz. Bu dönemin içinde, ufukta Türkiye Mısır ilişkilerine dair de bir olumlu gelişme var mı acaba?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Bizim amacımız, Sayın Başbakanımız da söyledi, Sayın Cumhurbaşkanımız da her zaman söylüyor, dostumuzun sayısını arttırmak, düşmanımızın sayısını azaltmak. Sorun yaratmak değil, sorunu çözmek. Arabuluculuğun da dâhil olduğu oluşturduğumuz birçok bölgesel mekanizmanın esaslı amacı budur. Geçenlerde Pakistan’a neden gittim? Ondan bir ay önce de Ramazan ayında Afganistan’daydım. Afganistan ile Pakistan arasında da bazı gerilimler olmuştu ve şimdi doğrudan kendi aralarında bir diyalog mekanizması oluşturdular, bunları görüşüyorlar. Bu çabaları destekliyoruz. Biz, Türkiye olarak, iki kardeş ülke arasındaki gerginliği azaltmak için bu çabaları sarf ediyoruz. Zaten Türkiye, Afganistan ve Pakistan üçlü mekanizması da bu sebeple kuruldu. Bizim bu anlayışımız, işte Suriye’den ve Mısır’daki darbeden dolayı yer yer sekteye uğradı. Aynı zamanda, Maliki gittikten sonra Irak yönetimiyle, Bağdat yönetimiyle de ilişkileri iyi düzeye getirmek için çabalarımız oldu, biliyorsunuz. Zamanında Ermenistan ile ilişkileri düzeltmek için çabalarımız oldu. Şimdi yeni Hükümetimizle birlikte yine zeminler de oluşmaya başladı. İşte, Rusya ile ilişkilerin tekrar düzeltilmesi, aynı şekilde şartlarımızı yerine getiren İsrail ile normalleşme. Ben Dışişleri Bakanı olduğum zaman, Suudi Arabistan ile de ilişkilerimiz istediğimiz düzeyde değildi. Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı ve desteğiyle o zaman en çok oraya odaklanmıştım. Neden? Mısır yüzünden, biliyoruz.

Aynı şekilde, Birleşik Arap Emirlikleri ile de ilişkilerimizde bir soğukluk vardı. Yine temel sebebi: Mısır... Sonra şunu biliyorduk: Suudi Arabistan’la ilişkilerimizi yoluna koyduktan sonra bunun bölgedeki diğer ülkelerle olan ilişkilerimize de yansıması olacaktı. Nitekim öyle oldu ve Abu Dabi’ye yaptığım ziyaretten sonra Büyükelçilerini gönderdiler, biz de şimdi yeni Büyükelçi gönderiyoruz. Oradaki Büyükelçimiz uzun zamandır yurt dışında görevli.Artık ilişkilerimize yeni bir ivme kazandırıyoruz. Ve Dışişleri Bakanı Abdullah kardeşim de sonbaharda Türkiye’ye ziyarette bulunacak. Onun hazırlığı içerisindeyiz.

Biz Mısır’la da ilişkilerimizi geliştirmek isteriz. Aslında hiçbir zaman Mısır’la ilişkilerimizin kötü olmasını istemedik. Ama bu darbe girişiminden sonra ister istemez bir kopma oldu. Ve bugün, o günkü darbe girişimi için yaptığımız tespitler ve uyarılarımız maalesef haklı çıktı. Bu darbe girişiminin, Mısır’ın istikrarını bozacağını söyledik. Bugün kimse, Mısır’ın istikrarından bahsedemez. Bu darbe girişiminin Mısır’ın güvenliğini riske atacağını söyledik. Bugün Mısır’ın güvenliği maalesef ciddi bir tehdit altında… Dün Rusya’daki bazı görüşmelerde, turizm bakımından Mısır’ın ismi geçti. Mısır, maalesef çok büyük bir ekonomik kriz yaşıyor. Bugün, Mısır’a yardım eden ülkeler yardımı durdursun, Mısır ekonomisi bir hafta içinde çöker. Mısır çok da güçlü, büyük bir devlet, köklü gelenekleri var, tarihi var, kültürü var büyük ve gururlu bir millet tamam ama bunu söylediğiniz zaman da alınganlık gösteriliyor. Ama tablo tüm rakamlarla ortada… Böyle bir Mısır’ın kime ne faydası var? Büyük Mısır Devleti’ne, büyük Mısır Medeniyetine, Arap Dünyası’na faydası yok. Yanı başındaki Filistin’e faydası yok, İslam Dünyası’na faydası yok. Biz, böyle bir Mısır’ı görmek istemiyoruz. Daha güçlü ve istikrarlı bir Mısır istiyoruz, büyük bir Mısır istiyoruz. Şimdi bunların müsebbibi ben miyim? Darbe olduktan sonra Cumhurbaşkanımız bunları söylediği zaman, biz bunları söylediğimiz zaman Türkiye olarak böyle olsun istemedik. Bunun sorumlusu şu andaki yönetimdir. Mevcut yönetim, kendi içindeki bu kırılganlıkları gidermek ve uzlaşı kültürünü oluşturmak için bir adım atarsa, biz buna yardımcı oluruz. Şimdi siyasi motiflerle yani sırf rakip diye içeriye atılmış birçok siyasi mahkûm var. İdam cezaları var. Bunların Mısır’ın geleceğine bir faydası olmaz diyoruz. Bu konuda dostane girişimde bulunan ülkeler var. Biz de düşüncelerimizi bu ülkelerle paylaşıyoruz. Eğer Mısır olumlu adımlar atarsa, biz de kendisine yardımcı oluruz. Şu şartlarda bile bakanlar düzeyinde görüşme imkânımız var. Samih Şükri ile iki sene önce New York’ta görüşecektik. Sayın Cumhurbaşkanımızın Genel Kurul’da Mısır ile ilgili söylediklerinden dolayı olmadı. Söyledikleri yanlış mı? Doğru, ama onlarda böyle bir alınganlık var. Birçok platformda, Libya’yla, DAEŞ’le, Suriye’yle ilgili sürekli ayaküstü sohbet ediyoruz ya da uluslararası toplantılarda bir araya geliyoruz. O konularda bir sıkıntımız yok. Ama işin doğrusu, Mısır’ın bu süreci aşmasını istiyoruz ve ilişkilerimizde eski günlere dönebiliriz. Ama bu zulüm, oradaki uygulamalar devam ettiği sürece de birden pat diye olmaz. İnşallah ilerleyen zamanlarda, söylediğim çerçevede gelişmeler olur. Mısır’la da ilişkilerimiz eski günlerine döner. Bizim tüm ülkelere bakış açımız esasen bu ilişkilerimiz bakımındandır.

MODERATÖR- Çok teşekkür ediyoruz Sayın Bakanım.

Son sorumuz Cenevre’den Betül Yürük’ten gelecek, buyursunlar Betül Hanım.

BETÜL YÜRÜK- Efendim, benim sorum Suriye konusunda olacak. Halep’te gelişmeler hız kazandı. Muhalifler kent merkezinde kuşatma altındaydı, daha sonra bu kuşatma kırıldı, ancak insani kriz hala devam ediyor. Halep’teki duruma müdahale ve insani ateşkes konusunda uluslararası bir girişim var mıdır, bu çalışmaları yeterli buluyor musunuz?

Son olarak, Cenevre’deki barış görüşmelerinin tekrar başlaması gerektiğine değindiniz. Görüşmelerin tekrar başlaması hususunda tarafınıza iletilen bir takvim var mı? Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Hem Halep’e yönelik yeni koridorların açılması, özellikle insani yardımların ulaşması için koridor açılması, hem de ablukanın kalkması konusunda girişimler var. Bu akşam Rusya’ya bir heyet göndereceğimizi de söyledik ve bu heyet bu konuları da detaylı bir şekilde ele alacak.

Yine koalisyonun içindeki diğer ülkelerle de görüşmelerimiz devam ediyor. Bölgedeki ülkelerle de görüşmelerimiz devam ediyor. Tabii burada bir koridorun açılması, yani ablukanın kırılması gerçekten önemli. Halep’in içinde ve çevresinde yaşayan milyonlarca insan var. Bunların buraları terk etmemesi önemli, insanlar yaşadığı yeri terk etmek istemiyor. Biz, bunu 3 milyon insan var, daha fazla da gelecek endişesiyle söylemiyoruz. Ama eğer, bu insanlar göçe zorlandığı zaman yeni sosyal sorunlar, insani sorunlar ortaya çıkacak. Ve bu sadece Türkiye’yi değil, Avrupa dâhil herkesi etkileyecek. Tüm bu çabaları, insani boyutları da dikkate alarak sürdürmemiz lazım. De Mistura, Cenevre’deki siyasi görüşmelerle ilgili bir tarih belirlemeye çalışıyor. Geçen hafta koalisyonun koordinatörü ve eski Suriye Başbakanı Riyad Hicab buradaydı ve Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Enes el-Abde ile birlikte geldiler. Kendilerine Cenevre’de müzakereler başlarsa mutlaka oraya gitmelerini, orada bulunmalarını, doğrudan görüşmelere başlamalarını ve siyasi dönüşüm dâhil ne düşündüklerini, Suriye’nin geleceğiyle ilgili düşüncelerini açık bir şekilde hem rejim müzakere heyetiyle, hem de uluslararası camiayla paylaşmalarını istedik. Kendileri de aynı yaklaşım içinde ve görüşmeler belki bu ay sonunda başlayabilir. Daha doğrusu, görüşmelerin bu ay sonunda başlaması için De Mistura’nın ciddi çabaları var. Ama bu mümkün mü, değil mi, önümüzdeki süreçte göreceğiz. Türkiye olarak, bu sürece ve De Mistura’nın çabalarına tam destek veriyoruz.

MODERATÖR- Sayın Bakanım, çok çok teşekkür ediyoruz, oldukça yoğun bir gündem içerisinde bize vakit ayırdınız. Buradan muhtemelen Türkiye’nin tezlerini dünyanın dört bir yanına açıklamak, Türkiye’de geçirdiğimiz bu süreci en doğru biçimde muhataplarınıza anlatmak için çaba sarf edeceksiniz.

Önümüzdeki hafta ya da daha sonraki bir zamanda asıl iade görüşmelerini muhataplarınızla yapmak üzere Amerika’ya gideceğinizi biliyoruz. Size kolaylıklar diliyoruz.

Tekrar şeref verdiniz, çok teşekkür ediyorum.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU- Ben teşekkür ediyorum, sağ olun.